Nefsini terbiye et ki dünya düzelsin!

Dünya neden düzelmiyor veya düzelmesi için ne yapmalıyız sorusundan önce bence şunu sormalıyız: dünya kötü bir halde mi ki, ıslah edilmeye muhtaç olsun? Evet, bu sorunun cevabı ortada, bunu biliyorum, yalnız dünyanın kötü olduğunu iliklerimize kadar hissetmeliyiz ki ıslah etme şevkimiz artsın. O yüzden: Dünya kötü! Hem de nasıl…

Hiç şüphesiz yeryüzünde insan türü olmasaydı kötülük de olmazdı. Maddi veya manevi, bütün kötülükler insan eliyle ortaya çıkmıştır. Çünkü ahlaksızlık, fuhuş, hırsızlık, adam öldürme gibi manevi fesatlar; küresel ısınma, hava kirliliği gibi maddi fesatlar hep insan eliyle olmakta.

Dünyayı ifsad edenin insan oğlu olduğunu biliyoruz, ama bu işi tam olarak kimler yapıyor? Aslında insanların azı müstesna çoğu nankör, kötü, ahlaksız olduğu için çoğu insanların dünyanın bu halde olmasında payı var. Az veya çok, ama bir şekilde payı var. O yüzden kendimizi de bu çoğunluğa dahil ederek soruyu şu şekilde sorarsak daha yerinde olur: biz kimiz arkadaş? Kim miyiz? Vicdanını yitirmemiş olan herkes benimle şu hususta hemfikir olacaktır: bizler nefislerine yenik düştüğümüz için dünyayı yaşanmaz hale getirmiş ıslah davasında fertleriz…

Dünyadaki kötülüklerin bir çok sebebi olmakla birlikte, bu sebeblerin en önemlilerinden birisinin insanların nefis terbiyesiyle ilgilenmemesi olduğunu düşünüyorum. Nefsini terbiye etmekle uğraşmayan her insan şu veya bu şekilde ifsad ediyor. Kimisi adam öldürerek toplumu, kimisi de mesela yere çöp atarak doğayı ifsad ediyor. Bütün bunlar, dediğim gibi nefis terbiyesi, yani kalbî/manevî hastalıkları terbiye etmekten kendimizi mahrum ettiğimiz için oluyor. Konuyla ilgili Allah Rasulünün sallallahu aleyhi ve sellem hadisini hatırlamanın tam zamanı: “… Dikkat edin! İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu et parçası ıslah olduğunda bedenin tümü de ıslah olur. Bozulduğunda ise tümü bozulur. Dikkat edin! O et parçası, kalptir(Buhari-Müslim). Hâris el-Muhâsibî hadiste zikredilen ‘kalbin fesada uğramasını’, nefis muhasebesini (terbiye) terk etmeye  bağlar ve buradaki bedenden kastın din olduğunu, kalp düzelirse dinin düzeleceğini belirtir (Risâletü’l-Müsterşidîn).

Kendilerini hem hayır hem şer yolunda kullanabileceğimiz azalarımız birer asker hükmündedir. O askerlerin komutanı, yöneticisi ise kalptir. Kalp hangi kulvarda yüzerse, azalar da orada olacaktır. Hayırlı şeyler düşünen, dinleyen, gören, okuyan bir insanın kalbi hayırla beslenmiş olacak ve böylece azaları hayra yönelecek. Kalbini ıslah etmemiş bir insan ise şerre koşacak…

Bütün bu anlattıklarım çerçevesinde şunu söyleyebilirim: dünya neden düzelmiyor sorusunu soran veya dünyanın düzelmesini arzulayan ve bunun için çabalayan her kim varsa nefis terbiyesiyle iştigal etmeli ve bu hususu öncelemeli. Çünkü bütün sorunlar nefsimizin kötü isteklerinden kaynaklanıyor. Tecavüzcü, şehvetine, katil kinine yeniş düştüğü için bunu yapıyor ve dünya bozuluyor vs. Kısacası herkesin nefsinden kaynaklanan yanlışları var. Madem dünya bundan dolayı bozuldu, öyleyse dünyanın düzelmesini isteyen herkes nefis terbiyesi yapmalı… Şu alıntı da tam olarak bundan bahsediyor:

Çocukluğunda dünyayı değiştirmeyi hayal edersin. Gençlik döneminde, bu işe ömrünün ve gücünün yetmeyeceğini anlarsın işte o zaman ülkeni değiştirmeyi hayal edersin. Olgunluk döneminde, ailenden başlaman gerektiğini anlarsın. Yaşlılık döneminde ise keşke kendimden başlasaydım diye temenni edersin. O zaman kendinin bir kainat ve Allah’ın halifesi olduğunu anlarsın.

Abdurrahman Ebu Zikri – Efkaru Harici’l-Kafs, s.111

Önemli olan da zaten bunu yaşlılıktan önce anlayabilmek.

Son olarak beni üzen bir durumu belirterek yazımı noktalamak istiyorum. Ben bir üniversitenin islami ilimler öğrencisiyim. Maalesef tasavvuf dersi hocasını istisna edersem, şimdiye kadar bir hocam bile nefis terbiyesinden bahsetmedi. Okul ve okul dışı hocalarımın sayısı 20 ise, bunlardan sadece bir tanesi bu meseleyi gündem ediyor. İnsan da dert edindiği şeyleri gündem eder. Bu durum, hocalarımızın nefis terbiyesini insanlara hatırlatacak kadar dert edinmediklerini gösteriyor…

Bu sebeple (özel) eğitim kurumları, stk’lar, davetçiler, alimler vs. programlarına acilen nefis terbiyesini, diğer bir ifadeyle tasavvufu veya zühdü koymalılar ve bunu öncelemeliler.
Adalet ve ahlakın, yani dinin hakim olduğu bir dünya böyle kurulur ve bu bir hayal de değildir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön